|
TARIM
Tarım, insanlık tarihiyle başlayan ve
insanlığın beslenme ihtiyacını karşılayan en
eski faaliyet alanlarından biridir. Ayrıca,
insanlığın yüzyıllardır umutlarını, bakış
açılarını, kültürünü ve ekonomisini
şekillendiren bir hayat tarzı, bir gelenek
olmuştur. Bu sebeple, tarım ve hayvancılığın
Türkiye’de sosyal ve ekonomik açıdan hayati
bir önemi vardır.
Türkiye’de tarım, milli gelire ve istihdama
katkısının yanı sıra, diğer sektörlere
işgücü, sermaye ve hammadde sağlamasıyla,
sanayi mallarına pazar oluşturmasıyla,
ihracatla ülkeye döviz kazandırıp,
ekonomideki problemli dönemlerde şokların
etkisini azaltmasıyla, son derece önemli ve
stratejik bir sektördür.
Öte yandan tarım, hızla artan nüfusun
sağlıklı ve dengeli beslenebilmesine,
sağlıklı nesillerin yetiştirilmesine,
çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin
korunmasına olan katkılarından dolayı da,
sadece tarımda çalışanları değil, tüm nüfusu
yakından ilgilendirmektedir.
Tarım, özellikle 20. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren hem Türkiye’de hem de
dünyada hızlı bir değişime uğramıştır. Son
yıllarda dünyada meydana gelen sağlıkla
ilgili gıda krizleri, tüketicilerimizi gıda
güvenliği konusuna oldukça duyarlı hale
getirmiştir. Ayrıca tüketiciler, tarımsal
ürünlerin nasıl üretildiğine ve üretimin
potansiyel çevre etkilerine önem vermeye
başlamıştır.
AKP Hükümeti’nin Tarım Politikalarındaki
Yanlışları
Ülkemizde, tarım ve hayvancılık büyük
sorunlarla karşı karşıyadır ve bu sektörde
çalışan kesim büyük bir mağduriyet
içindedir.
Bir taraftan genel ekonomik sorunlar ve
krizler çiftçilerimizi fakirleştirirken,
diğer taraftan tarım politikalarındaki
yanlışlıklar ve tarımsal desteklerin
kaldırılması ya da yeterli seviyede
olmaması, çiftçilerimizin satın alma
güçlerini ve gelirlerini azaltmıştır.
Yükselen girdi fiyatlarına karşılık düşen
ürün fiyatları, üreticiyi üretimden
vazgeçirmiştir. Tarım üretimi artık ülke
ihtiyacını karşılayacak seviyede değildir.
Üretim yerine, ithalatı teşvik eden
politikalar öne çıkmış, bunun sonucu olarak
bitkisel ve hayvansal üretimle, su ürünleri
üretimi gerilemiştir.
Tarım ürünlerinde arz ve talep dengesini
kuracak üretim planlaması yapılmamaktadır.
Bazı ürünlerde ülke ihtiyacının üstünde
üretim yapılırken, diğer bazı ürünlerde
eksik üretim sebebiyle ithalat yoluna
gidilmektedir.
2004 Eylül’ü ile 2005 Eylül’ü arasında
tarımda istihdam % 36’dan % 29‘a gerilerken
yaklaşık 1,5 milyon çiftçi, işini
bırakmıştır. Bunların bir kısmının tarım
dışı sektörlerde iş bulabildiği varsayılsa
bile, bir yıl içinde en az 1 milyon çiftçi
köyünden, arazisinden ve üretimden
kopmuştur. Genelde şehirlere göç eden bu
nüfusa istihdam alanları da açılamadığından
sosyal patlamalara gebe bir ortam
hazırlanmıştır.
AKP döneminde tarım sektörünün GSMH’ya
katkısı % 11’e gerilemiştir.
AKP döneminde çiftçi gelirleri 2000 yılı
seviyesini bile yakalayamamış,üreticiler
IMF, Dünya Bankası, AB ve DTÖ’nün
dayatmalarıyla yoksulluk, çaresizlik ve
açlığa mahkûm edilmiştir.
Dönemin Bakanının “Gözünüzü toprak
doyursun!” ve Başbakanın köylü ve çiftçilere
yönelik olarak “Millet hep size mi
çalışacak?” sözleriyle, tarımda tasfiye
dönemi ikrar edilmiştir. Tarım sektöründe
yaşanan küçülme, çiftçinin üretimi
bırakmasına sebep olmuş, çiftçi toprağa
küstürülmüştür.
Tarımsal üretimin temel girdilerinden olan
gübre ve mazot fiyatlarındaki aşırı
artışlar, çiftçiyi gübre kullanamaz ve
toprağını işleyemez duruma getirmiştir.
Girdi fiyatlarındaki aşırı yük, Türk
çiftçisinin dünya ile rekabetinin önündeki
en önemli engeldir.
AKP Hükümeti tarım sektörüne verdiği
destekleri azaltmış, IMF ile yapılan
anlaşmayla, çiftçinin neredeyse tek
destekleme aracı haline getirilen Doğrudan
Gelir Desteği’ni bile üreticiye zamanında ve
yeterli miktarlarda ödememiştir. 2004 yılına
ait DGD ödemeleri ancak 2006 yılının Ocak
ayında tamamlanmıştır.
DGD’nde yapılan yanlış düzenleme ve
uygulamalarla, bağ, bahçe ve sebze alanları
DGD ödemeleri dışında bırakılmıştır. Toprağı
ekip işleyen gerçek çiftçilere DGD
verilmezken, toprakla ilişiğini kesmiş,
şehirlerde yaşayan ancak ellerinde sadece
tapu bulunanlar DGD ödemeleriyle
ödüllendirilmiştir.
AKP, iktidarı süresince her hasat döneminde,
Karadeniz’de fındık sorunu yaşanmış, yüz
binlerce üreticimiz sokaklara dökülmüştür.
Dünya üretiminin % 75’ini, ticaretinin de %
80’ini, ürettiği fındık ile gerçekleştiren
Türkiye, avantajlarını kullanamaz hale
gelmiştir. Bu dönemde Türkiye’nin fındık
politikasını üretici talepleri yerine cüzi
sayıdaki tüccarın istekleri ve hasat öncesi
yaptıkları bağlantılar çerçevesinde
şekillenmesi, toplumsal huzursuzlukların da
kaynağı olmuştur.
Arz açığı olan yağlık tohumlara verilen
primler, pamuk, ayçiçeği, soya ve kolzada
yeterli olmamıştır. Üstelik ekimden önce
açıklanması gereken prim ödemeleri ekimden
ve hatta hasattan sonra açıklanmış,
üreticiler arz açığı olan bu ürünlerin
üretimi için yönlendirilmemiştir. Özellikle
pamuk üreticilerimiz büyük oranlarda
desteklenen ABD ve AB ülkeleriyle rekabet
edemez duruma düşürülmüş, Hükümet kendi
üreticilerine adeta artık “pamuk üretme”
demiştir.
AKP Hükümeti, çok önemli bir ihraç ürünü
olan ve arz fazlasının dışarıya satılmasında
önemli zaruret bulunan narenciye için,
ihracat teşvik primlerini 40-50 dolar/ton
seviyelerine indirerek narenciye
üreticilerini mağdur etmiş, ürünlerinin
bahçelerde toplanmadan kalmasına ve
çürümesine sebep olmuştur.
AKP Hükümeti’nin hayvancılığa verdiği
desteklerle, büyük sıkıntı içerisinde olan
bu sektörün geliştirilmesi, dış ülkelerle
rekabet edebilir seviyelere getirilmesi
mümkün değildir. 1970 ve 1980’li yıllarda
önemli bir canlı hayvan ve hayvansal ürün
ihracatçısı olan ülkemiz bu ürünlerde
ithalatçı durumuna getirilmiştir. Kaçak et
girişinin önüne geçilememesi nedeniyle,
besici 2002 yılındaki karkas et fiyatını
2006 sonunda dahi yakalayamadığından
hayvancılık tasfiye sürecine girmiştir.
Kuş gribi krizi, kendi çabalarıyla yüksek ve
kaliteli verim standartlarını yakalayan
beyaz et sektörünü fena halde vurmuştur.
Halkımızın önemli bir protein kaynağı olan
tavuk eti, yalnız tavukçuluk sektörünü
değil, bütün ülkeyi yakından
ilgilendirmektedir. Fiyatları diğer etlere
göre daha uygun olduğu için tavuk eti,
özellikle düşük gelir grupları tarafından
tercih edilmektedir. AKP Hükümeti’nin tarım
üreticisine olumsuz bakış açısı burada da
kendini göstermiş, kanatlı sektörüne bu en
büyük bunalımında sahip çıkmayarak yüzeysel
ve göstermelik bazı tedbirleri yürürlüğe
koyacağını açıklamıştır.
Çok büyük potansiyeli olan su ürünleri ve
balıkçılık konusunda da hükümet olumlu
gelişmeler sağlayamamıştır. Su ürünlerinde
AB’ye uyumlu olarak kayıt sistemi
oluşturulamamış, uzaktan algılama ile
teknelerin izlenmesi konusunda bir ilerleme
yapılamamıştır.
Bütün bu hususlar geçmiş dönemlerde tarım
ürünleri ihracatçısı olan ülkemizi, tarımsal
ürün ithal eden bir konuma getirmiştir.
Dâhilde işleme rejimi kapsamında buğday
ithalinde de büyük artışlar meydana gelmiş
ve bu ürünlere milyarlarca dolar döviz
ödenmiştir.
Örneğin; Balık ve deniz mahsulü ithalatımız
2002’de 18.755.000 $ iken 2006’da % 344
artışla 83.251.000$’a, süt ve süt mamulleri
ithalatı 2002’de 37.271.000$ iken %108
artışla 77.512.000$’a, sebze ithalatımız
52.141.000$’dan % 96 artışla 95.802.000$’a,
meyve ithalatımız 65.110.000$’dan %192
artışla 189.782.000$’a, hayvansal ve
bitkisel yağ ithalatı 402.305.000$’dan %124
artışla 899.001.000$’a, pamuk ithalatı
1.293.241.000$’dan % 61 artışla
2.079.291.000$’a yükselmiştir. Yani Türkiye,
kendi topraklarında üretebileceği her şeyi
ithal eder hale gelmiştir.
Şekerpancarı ve tütün üretim alanları IMF
direktifleri doğrultusunda sınırlandırılmış,
şekerpancarı ve tütün üreticileri
çaresizliğe sürüklenirken, tatlandırıcı
üreticileri ve ithalatçıları ihya
edilmiştir. Uygulanan politikalarda
şekerpancarı ve tütün üreticileri ile ilgili
sosyal boyut göz ardı edilmiştir.
AKP Hükümeti tarımın yapısal problemlerini
çözecek faaliyetlerde de bulunmamıştır.
Sulanan alanların ülke genelinde ve
özellikle GAP’ta artırılması, arazi
toplulaştırılması, arazi parçalanmasının
önlenmesi, tarım arazilerinin yanlış
kullanımı ile ilgili konularda Bakanlık
yeterli çalışmalar yapmamıştır. Arazi
toplulaştırılması konusunda sadece 529 bin
hektar alan toplulaştırılmıştır. Bu alan
toplulaştırılacak alanların % 6’sını
oluşturmaktadır.
AB’ye uyum konusunda da çalışmalar
geciktirilmiştir. Bu bağlamda AB’deki
kurumların karşılığı olan, Ödeme Kurumu ve
Müdahale Kurumu kurulamamış, ulusal
programda öngörülen mevzuat uyum çalışmaları
konusunda yeterli ilerleme sağlanamamıştır.
AKP iktidarının bir zafer belgesi olarak
lanse ettiği, AB Konseyi’nin 17 Aralık 2004
tarihli “Zirve Bildirisi”nde öngörülen ve
Haziran 2005 tarihli “Müzakere Çerçeve
Belgesi” ile de teyit edilen kararlarda,
AB’ye üyelik sürecinde Türk çiftçisinin
desteklenmesi için AB’den Türkiye’ye kaynak
aktarılmayacağı belirtilmiştir.
Tarımla ilgili önemli birçok konuda, diğer
üye veya aday ülkelerden farklı olarak
Türkiye’ye kalıcı kısıtlamalar getirilecek
ve Türk çiftçisinin AB çiftçisi karşısında
eli kolu bağlı kalacaktır. AKP Hükümetinin
dirayetsizliği yüzünden, hiçbir ülkeye
dayatılmayan şartlar, AB tarafından sadece
Türkiye’ye dayatılmıştır.
Tarım Sektöründeki Sorunlar
Tarımdaki sorunlar, ürünün üretim
aşamasından, tüketimine kadar pek çok alana
yayılmaktadır. Hali hazırda, Türkiye'de
etkin ve sürdürülebilir bir tarım
politikasının varlığından söz etmek oldukça
güçtür. Sektörde yapılmak istenilen açıkça
ortaya konulmadığı müddetçe bir politika
belirlemek de imkânsızdır.
Türkiye, Dünya Bankası, IMF, DTÖ ve AB Tarım
politikaları arasında sıkışmış durumdadır.
IMF ve Dünya Bankası tarıma verilen iç
desteklerin kaldırılması yönünde
bastırırken, DTÖ buna ek olarak ithal
ürünlerin iç pazara girişini kolaylaştıran
bir öneri ile gümrük tarifelerinin
indirilmesi kararını ortaya atmakta,
çiftçisine yılda 50 milyar Euro’nun üzerinde
destek veren AB ise Türkiye'nin Ortak Tarım
Politikası’na (OTP) uyum göstermesini
beklemektedir.
Dünya, tarım konusunda, üretimde verimlilik,
sürdürülebilirlik, kalite, gıda güvenliği ve
güvencesi, rekabet, çiftçi eğitimi,
teknoloji transferi, üretimde çeşitlilik,
katma değer yaratma, çevre gibi konularla
ilgilenirken, Türkiye hâlâ tarımın temel
sıkıntılarının ne olduğunu tartışmaktadır.
Geniş ve karmaşık bir konu olan tarımın
sorunlarını tartışabilmek için, öncelikle
sorunların sistematiğini belirlemek gerekir.
Aslında bütün sorunları birbirleri ile
ilişkilendirmek mümkün olmakla birlikte,
ülkemizin tarımsal problemlerini şu ana
başlıklar altında toplayabiliriz:
1- Temel Sorunlar
2- Uluslararası Taahhütlerden Kaynaklanan
Sorunlar
3- Finansal Sorunlar
4- Bitkisel Üretime İlişkin Sorunlar
5- Hayvansal Üretime İlişkin Sorunlar
6- Destekleme
Demokrat Parti’nin öncelikli hedefi,
kendisinden önce Demokrat Parti, Adalet
Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin sunduğu dev
hizmetlerden feyiz ve ilham alarak, Türk
tarımını ve kırsal kesimi yeniden ayağa
kaldırmak, üreticilerimizin refah seviyesini
yükseltmektir.
Partimiz, Türk tarımını kurumsal, hukuki ve
teknik altyapı yönünden gelişmiş ülkelerin
standardına ulaştırmak, rekabet gücünü
yükseltmek kararlılığı içindedir.
Tarım üreticilerinin gelirini ve hayat
seviyesini artırırken, tüketici ve
sanayicilerimizin de haklarını teslim etmeyi
önemli bir vazife addediyoruz.
İktidarımızda çiftçimiz, yükselen refahı ve
artan huzuruyla, Türk Milleti’nin içinde hak
ettiği itibarlı mevkie yeniden oturacaktır.
Demokrat Parti, Türkiye’yi tarımda tekrar
kendine yeten ve net ihracatçı bir ülke
haline getirecektir.
Tarımımızı ve tarıma dayalı endüstrimizi,
sadece kendi insanını değil, başka ülkelerin
insanlarını da doyurabilen seviyeye
ulaştıracaktır.
Demokrat Parti iktidarıyla birlikte Türkiye,
tabii kaynaklarını koruyan, gelecek
nesillere karşı sorumluluğunu idrak etmiş,
kaliteli ve sağlıklı gıda üreten bir ülke
olacaktır.
Bu çerçevede Türk tarımının temel
sorunlarına bakış açımız şu şekildedir;
Çiftçilerimizin haksızlıklara karşı
mücadelede öncelikle güçlerini
birleştirmelerine ve kuvvetli teşkilatlar
kurmaları gerektiğine inanıyoruz. Ziraat
Odaları’nın, Türk çiftçisinin ana
teşkilatlanma temeli olduğunu ve öyle
kalması gerektiğini ifade ediyoruz.
Tarım nüfusumuzun fazlalığından muzdarip ve
müşteki olmamakla birlikte, tarımdaki
istihdamın “zaman içinde” ve “gönüllü
olarak” bir miktar azaltılabileceğini
düşünmekteyiz.
Ülkemizde, tarım işletmelerinin sayısının
fazla, işletmelerin küçük ve çok parçalı
olmasının, Türk tarımının gelişmesinde
önemli bir engel olduğunun bilinci
içindeyiz.
Tarımsal üretimde verimliliğin
artırılmasına, ürün kalitesinin
yükseltilmesine ve Ar-Ge çalışmalarıyla
çiftçi eğitimine büyük önem atfediyoruz.
Yerine başka bir şey ikâme edemeyeceğimiz en
kıymetli tabii servetimiz olan
topraklarımızın, tabiattan kaynaklanan ve
insan eliyle gerçekleştirilen çeşitli
tahribata maruz kaldığını görüyoruz.
Tarım ürünlerinde arz-talep dengesinin
kurulabilmesi için üretim planlamasının
zorunlu olduğu prensibinden hareketle,
planlamanın, bir kısım üretimin daha fazla,
bazılarının ise daha az teşvikle ve
ithalat-ihracat politikalarıyla
yapılabileceğine inanıyoruz.
Çiftçilerimizin üretimden yeniden para
kazanır hale gelebilmesinin, bir yandan
tarım girdilerini uygun şartlarla temin
edebilmesine, diğer yandan da ürünlerini
doğru zamanda ve değer fiyatla
pazarlayabilmesine bağlı olduğunu
düşünüyoruz.
Gıda ve yem güvenliğine ilişkin hizmetleri,
çağımızda devletin insanlara sunduğu temel
hizmetler kapsamında kabul etmekteyiz.
Tarım işletmelerindeki sermaye yetersizliği
ile finansman sıkıntısının giderilmesine ve
geniş kapsamlı bir tarım sigortası
sisteminin kurulmasına özel önem
atfediyoruz.
Çiftçiyi ekonomik olarak zorlayan, girdi
maliyetlerini yükselten ve ürün fiyatlarında
önemli kesintilere sebebiyet veren vergi
mevzuatındaki bazı hükümlerin düzeltilmesini
de zaruret olarak görüyoruz.
Bitkisel üretime ilişkin sorunların
çözümünde, temel girdilerle ilgili
sıkıntıların aşılmasını, sulama ve tarımsal
mekanizasyon alanlarında önemli hamleler
yapılmasını savunuyoruz.
Organik tarım, seracılık, genetik yapısı
değiştirilmiş organizmalar gibi konuların
modern bir yaklaşımla ele alınmasını çok
önemli buluyoruz.
Büyükbaş hayvancılıkta süt ve et veriminin
AB ile ABD’nin çok gerisinde olmasını,
küçükbaş hayvan varlığımızda önemli
azalmaların yaşanmasını ve kanatlı
hayvancılık sektörünün hastalıklara karşı
hassasiyetini, üzerinde büyük bir önemle
durulması gereken sorunlar olarak görüyoruz.
Beslenmedeki protein ihtiyacımızın
karşılanmasında mineral maddeler ve vitamin
açısından da çok zengin olan su ürünlerine
büyük önem atfediyoruz.
Bitkisel üretimdeki tozlaşmaya katkısının
yanı sıra, bal, arı sütü, polen, bal mumu
gibi değerli ve insan sağlığı için gerekli
ürünlerin ve ana arı, oğul ve paket arı gibi
canlı materyallerin üretimini sağlayan
arıcılığın özel olarak desteklenmesi
gerektiğine inanıyoruz.
IMF’ye verilen taahhütlerin, AB Ortak Tarım
Politikalarına uyum çalışmalarının ve DTÖ
Anlaşmalarıyla getirilen sınırlamaların,
Türk tarımının desteklenmesi ve korunması
çabalarımız açısından engelleyici unsurlar
olduğunun bilinci içindeyiz.
Bir siyasi kadronun tarım kesimine
yaklaşımının en önemli göstergesi, bu kesime
Devlet Bütçesi’nden sağladığı veya sağlamayı
taahhüt ettiği desteklemelerdir. Tarım
sektörünü yük olarak algılayan ve algılatan
anlayışı şiddetle reddediyoruz.
Bu çerçevede Türk çiftçisinin yeniden üretir
ve dünya ile rekabet edebilir hale
gelebilmesi için Demokrat Parti, çiftçimiz
için 3 aşamada uygulanacak bir zamanlamayı
esas alacaktır.
İlk 3 Ayda Yapılacaklar
• Üreticinin ve nakliyecinin kullandığı
yakıtta yeşil mazot uygulamasına geçilecek,
tarım ve nakliyede kullanılan yeşil mazot
üzerindeki ÖTV ve KDV kaldırılacaktır. (Türk
tarımının rekabet gücünü artıracak bu
uygulama ile hem önemli bir döviz girdisi
sağlanacak hem de maliyetlerdeki düşüş,
üretimdeki artış nedeniyle toplumdaki
üretici-tüketici dengesi bozulmayacak,
sosyal fayda azamileştirilecektir. Tarımda
kullanılan mazot tüketimi toplam mazot
tüketiminin % 22’sini teşkil etmektedir.
Tarımda ve nakliyede kullanılan mazotun
üzerinden ÖTV ve KDV’nin kaldırılması sonucu
oluşacak vergi kaybı kaçak mazotun
önlenmesiyle finanse edilecektir.)
• Hayvan kaçakçılığı, şeker, et başta olmak
üzere tüm tarım ürünlerinin kaçakçılığı
önlenecektir.
• Demokrat Parti, Dünya fındık üretiminin %
75’ini, ticaretinin de % 85’ini
gerçekleştiren ülkemizin, bu avantajlarını
kullanacak ve üretici refahı esaslı bir
fiyat politikası uygulayacaktır. Çünkü
Demokrat Parti, fındığa sahip çıkmanın
Karadeniz’e sahip çıkmak, Karadeniz’e sahip
çıkmanın da Türkiye’ye sahip çıkmak olduğu
inancındadır.
• Tereyağı, süttozu, diğer süt ürünleri,
unlu ve tahıl ürünleri, bazı meyveler ve
konsantreleri, su ürünleri gibi kendi
topraklarımızda üretimi mümkün olan
ürünlerin ithalatı durdurulacak, ithal
şartları uluslararası anlaşmalar
çerçevesinde zorlaştırılacaktır.
• Tarım ürünlerinin girişi sınır ticareti
kapsamından çıkarılacaktır.
• Hayvancılık primleri (damızlık
yetiştiriciliği, besi hayvanı, süt,
düve-buzağı) artırılarak peşin ödenecektir,
küçükbaş hayvancılık da prim kapsamına
alınacaktır.
• Su ürünleri ve arıcılık destek kapsamına
alınacaktır.
• Kaba yem destekleri hemen başlatılacak,
mera ıslahları devam ettirilecektir.
• Yağlı tohumlu ürünler, zeytinyağı ve pamuk
prim miktarları üretim yılı öncesinden
açıklanacak prim ödemesi peşin yapılacaktır.
• Gübre, ilaç, tohumluk ve hayvan yemi
fiyatları rekabet gücünün artırılabilmesi
için dünya ile uyumlu hale getirilecektir.
• Sulama suyu elektriği ile hayvancılıkta
kullanılan elektrikten vergi alınmayacaktır.
İlk 5 Ayda Yapılacaklar
• Tarımdaki çiftçi örgütlenmelerinin ve
sivil toplum kuruluşları ile üniversitelerin
katılımıyla Milli Tarım Politikası Belgesi
hazırlanacak ve süratle mevzuat uygulaması
dahil yürürlüğe konulacaktır.
• İhtiyacımız olan ve ihraç avantajımız
bulunan ürünler teşvik edilecektir.
• Sözleşmeli üretim tarım ve hayvancılığın
her alanında teşvik edilecektir.
• Tarım ürünlerindeki kota uygulaması
kaldırılacak, kota yerine alternatif ürünler
teşvik edilip desteklenecek ve bu ürünler
alım garantisi kapsamına alınacaktır.
• Toprak Mahsulleri Ofisi, işlevsizlikten
kurtarılacak ve hububat piyasasında pazar
düzenleme görevine devam edecektir.
• Kırmızı ve beyaz et, yumurta, süt
ürünleri, su ürünleri, bal gibi hayvansal
ürünlerin pazarlanmasında ve pazarı kontrol
edip düzenleme görevini üstlenecek Tarım
Ürünleri Pazarlama Düzenleme Kurumu
oluşturulacak ve bu kurum bünyesinde
Ürünlerde Telafi Ödemeleri Birimi
oluşturulacaktır.
İlk 10 Ayda Yapılacaklar
• Tarım-Orman-Çevre-Su kaynakları idaresi
tek bir çatıda toplanacaktır.
• Tarımın her meselesinden sorumlu ve
yetkili Tarım Bakanı başkanlığında Tarımsal
Garanti ve Yönlendirme Kurulu
oluşturulacaktır.
• Su Kaynakları ve Su Kullanımı İdaresi
Kanunu çıkarılacak, Su Konseyi kurulacaktır.
Sulamada kapalı ve basınçlı sulama
teknolojilerine geçilecektir.
• GAP’ın sulama projeleri süratle
tamamlanacak, GAP gibi Kuzeydoğu Anadolu,
Doğu Anadolu, Konya Ovası, Batı Anadolu ve
Trakya Projeleri geliştirilip devreye
sokulacaktır.
• Her bölgeye uygun ve ekonomik getirisi
olan Tarımsal Temel Üretim Modeli belirlenip
uygulamaya sokulacaktır.
• Tarım-sanayi entegrasyonu sağlanacak,
tarımsal sanayi Anadolu’ya
yaygınlaştırılarak cazibe merkezleri
oluşturulacaktır.
• Tarımsal araziler, doğal kaynaklar ve gen
kaynaklarımız korunacak. Genetik
mühendisliği ve biyoteknoloji
araştırmalarına hız verilecek, Anadolu
şartlarına uygun tohum, bitki hayvan çeşit
ve ırk ıslah çalışmaları süratle
gerçekleştirilecektir.
• Çiftçinin geçim sıkıntısını gidermek
amacıyla, Ziraat Bankası’na, Tarım Kredi
Kooperatifleri’ne ve Bağ-Kur’a borçlu olan
çiftçiler için yeni bir borç yapılandırması
uygulamaya konulacaktır.
• Susuz, yolsuz, elektriksiz, telefonsuz,
internetsiz ve kanalizasyonsuz köy
kalmayacaktır.
• Orman köylüsünün, ormanları sahiplenmesi
sağlanacak, mevcut ihtilaflar sona
erdirilecek, orman niteliğini kaybeden
alanlar kullanıma açılacaktır.
• Organik tarım sahasında, sertifikasyon
firmalarının kurulması, sivil üretim ve
tüketim örgütlerinin kurulması, ekolojik
tarım ihracatçı birimlerinin oluşturulması
teşvik edilecektir.
• Tarım ürünleri sigortası
geliştirilebilmesi amacıyla gerekli yasal
düzenleme yapılacaktır.
• Beş yıl müddetle gübre, ilaç, tohum ve yem
başta olmak üzere tüm tarımsal girdiler
üzerindeki vergiler kaldırılacaktır.
• Tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde
tarıma dayalı organize sanayi bölgelerinin
kurulması suretiyle, çiftçimizin ürününü
işlenmiş olarak iç ve dış piyasalara
satabilmesi sağlanacaktır.
|