Köpek kaynaklı insan kuduzunun bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarılması: Türkiye için dersler
Giriş
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 4 Eylül 2026 tarihinde Butan’ın köpek kaynaklı insan kuduzunu ülke genelinde bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkardığını resmen doğruladı. Butan, bu doğrulamayı alan dünyadaki ikinci ülke, DSÖ Güneydoğu Asya Bölgesi’nde ise ilk ülke oldu. Bu alandaki ilk DSÖ doğrulaması 2019 yılında Meksika’ya verilmişti. [1]
Burada önemli bir kavramsal ayrım yapmak gerekiyor. Butan’ın başarısı, ülkedeki kuduz virüsünün tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına gelmiyor. DSÖ’nün doğruladığı husus, köpek kaynaklı insan kuduzunun bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarılmasıdır. Köpek kaynaklı kuduzun uzun yıllardır ortadan kaldırıldığı veya kontrol altına alındığı Batı Avrupa ülkeleri, Kanada, ABD, Japonya ve bazı Latin Amerika ülkeleri bulunmaktadır. Avustralya ve birçok Pasifik ada ülkesi de tarihsel olarak köpek kaynaklı kuduzdan ari kabul edilmektedir. Ancak bunların tamamı DSÖ’nün özel doğrulama sürecinden geçmiş ülkeler değildir. DSÖ tarafından bu kapsamda doğrulanmış ülke sayısı Eylül 2026 itibarıyla ikidir: Meksika ve Butan. [1][4][5]
Bir başka ayrım da “köpek kaynaklı insan kuduzunun bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarılması” ile “ülkede klasik kuduz virüsü (RABV) enfeksiyonunun yerli kaynaklı dolaşımının sona ermesi” arasındadır. Bir ülke köpek kaynaklı insan kuduzundan ari olabilirken yaban hayatında farklı lyssaviruslar bulunabilir veya ithal vakalar görülebilir. Bu nedenle “kuduzdan tamamen ari ülke” ifadesi kullanılacaksa hangi teknik tanımın kastedildiği açıkça belirtilmelidir. [4][5]
DSÖ’nün yaklaşımı yalnızca insanlarda tedavi ve temas sonrası profilaksiye dayanmıyor. Köpeklerin yeterli düzeyde aşılanması, köpek popülasyonunun etkin biçimde yönetilmesi, sürveyans ve laboratuvar kapasitesinin güçlendirilmesi, riskli temasların hızla değerlendirilmesi, temas sonrası profilaksinin erişilebilir olması ve insan sağlığı ile hayvan sağlığı sistemlerinin birlikte çalışması bu başarının temel unsurlarını oluşturuyor. [1]
İşte Butan örneğini Türkiye açısından önemli kılan nokta tam da burasıdır. Butan geçmişte köpekleri öldürme, toplama ve taşıma gibi yöntemleri de denemiş. Ancak bu yaklaşımların sürdürülebilir olmadığını görmüş ve zaman içinde köpek popülasyonu yönetimi, kitlesel aşılama, kısırlaştırma, kayıt, sürveyans, toplum katılımı ve insanlarda temas sonrası korunmayı aynı program içerisinde buluşturan bir modele yönelmiştir.
Meksika da farklı koşullarda, ancak benzer temel ilkeler üzerinden önemli bir başarı elde etmiştir. 2019 yılında DSÖ tarafından köpek kaynaklı insan kuduzunun bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarıldığı doğrulanan ilk ülke olmuştur. [1]
Dolayısıyla bugün elimizde farklı coğrafyalarda ve farklı epidemiyolojik koşullarda başarıya ulaşmış iki önemli DSÖ doğrulaması bulunuyor: Meksika ve Butan. Bu iki ülkenin deneyimleri Türkiye’ye doğrudan kopyalanabilecek hazır modeller sunmuyor; ancak ortak ilkeleri Türkiye’deki tartışmalar açısından son derece öğretici.
Çünkü Türkiye’de kuduz konusu çoğu zaman “sokak köpeklerinin sayısı nasıl azaltılmalı?” sorusu üzerinden tartışılıyor. Oysa halk sağlığı açısından asıl soru daha farklıdır: “Köpek kaynaklı insan kuduzunu nasıl ortadan kaldırabiliriz?”
Bu sorunun yanıtı yalnızca köpek sayısında değil; aşılama oranında, popülasyon yönetiminde, sürveyansta, veteriner halk sağlığı hizmetlerinde, laboratuvar kapasitesinde, temas sonrası profilakside, kayıt sistemlerinde ve insan-hayvan sağlığı arasındaki koordinasyonda aranmalıdır.
Butan’ın Yönetim Ölçeği: Türkiye ile Karşılaştırırken Neyi Unutmamalıyız?
Butan yaklaşık 800 bin nüfuslu küçük bir ülkedir. Dünya Bankası’nın 2025 verisine göre ülkenin nüfusu 796.682’dir. 2016 yılında yapılan kapsamlı köpek popülasyonu çalışmasında toplam köpek popülasyonu yaklaşık 119.624 olarak tahmin edilmiş; bunun 71.245’i sahipli, 48.379’u serbest dolaşan köpeklerden oluşmuştur. Bu veriler, Butan’daki kuduz kontrol programının yönetmek zorunda olduğu köpek popülasyonunun yaklaşık 120 binlik bir ölçeğe sahip olduğunu göstermektedir. [17][18]
Bu ölçek, Türkiye’nin tamamıyla doğrudan karşılaştırılabilecek bir nüfus ve hayvan popülasyonu büyüklüğü değildir. Nüfus bakımından İstanbul’un büyük ilçelerinden biriyle karşılaştırılabilecek bir yönetim ölçeğine işaret eder. Dolayısıyla Butan’ın başarısı Türkiye’ye aktarılırken yalnızca uygulanan yöntemlere değil, programın yönetim ölçeğine de dikkat edilmelidir. Türkiye’de aynı yaklaşım; çok daha büyük insan ve köpek popülasyonu, daha uzun kara sınırları, farklı hayvan hareketleri ve farklı bölgesel epidemiyolojiler dikkate alınarak ölçeklendirilmelidir. [17][18]
Bununla birlikte Butan’ın küçük olması, deneyiminin önemini azaltmaz. Tam tersine, yaklaşık 120 bin köpeklik bir popülasyonun yalnızca kısırlaştırılmasıyla değil; aşılama, kayıt, sürveyans, popülasyon yönetimi ve sınır riskinin birlikte ele alınmasıyla kontrol altına alınmış olması, Türkiye açısından temel dersin “ölçekten bağımsız olarak sistemi bütünleştirmek” olduğunu göstermektedir. [17]
I. Butan’ın Geçmişteki Kuduz Sorunu
Butan’ın bugünkü başarısı, kuduzun hiç görülmediği bir ülkede elde edilmiş kolay bir sonuç değildir. 1996–2014 arasında yaklaşık 979 hayvan kuduzu vakası bildirildi; Temmuz 2006–Temmuz 2015 arasında 16 insan kuduzu ölümü kaydedildi. Hastalık özellikle Hindistan sınırındaki güney bölgelerinde yoğunlaştı. [13]
Butan geçmişte köpeklerin zehirlenmesi ve vurulması, başka bölgelere taşınması ve toplama/barındırma gibi yöntemleri denedi. Bu yaklaşımlar sürdürülebilir olmadı. 2009’da Ulusal Köpek Popülasyonu Yönetimi ve Kuduz Kontrol Programı başlatıldı ve yakalama–kısırlaştırma–aşılama–yerine bırakma (CNVR) yaklaşımı benimsendi. [13]
II. Butan’ın Kuduzla Mücadeledeki Dönüşümü
Butan’ın deneyimi, kuduzla mücadelenin bütünleşik bir program olarak yürütülmesi gerektiğini göstermektedir. Ülke zaman içinde köpek popülasyonunun yönetimi, yüksek aşılama kapsamı, kısırlaştırma, kayıt ve kimliklendirme, sürveyans, insanlarda temas sonrası profilaksi ve sınır bölgelerinde bağışıklık tamponu oluşturmayı aynı programın parçaları haline getirmiştir. Özellikle kuduzun yeniden ülkeye girişinde Hindistan sınırının taşıdığı riskin ayrı bir epidemiyolojik alan olarak ele alınması, Butan deneyiminin Türkiye açısından en dikkat çekici yönlerinden biridir. Türkiye’nin coğrafi, demografik ve idari ölçeği Butan’dan çok farklı olmakla birlikte, burada önemli olan aynı modeli kopyalamak değil; riskin tanımlanması, kaynakların önceliklendirilmesi, hayvan ve insan sağlığı verilerinin bütünleştirilmesi ve sürdürülebilir bir kontrol sistemi kurulması konusundaki yaklaşımı Türkiye’nin koşullarına uyarlamaktır. Bu bütünleşik yaklaşımın temelinde Tek Sağlık anlayışı yer almaktadır. Butan’da insan ve hayvan sağlığı otoriteleri ortak sürveyans yürütmüş, şüpheli durumlarda ortak saha araştırmaları gerçekleştirmiş; köpek aşılama ve popülasyon yönetimi ile insanlarda temas sonrası profilaksi aynı hedef doğrultusunda ele alınmıştır. Böylece kuduz, yalnızca insan sağlığının veya yalnızca hayvan sağlığının konusu olarak değil, insan-hayvan etkileşimi üzerinden yönetilmesi gereken bir zoonoz olarak ele alınmıştır.
III. Butan’da Kuduz Neden Özellikle Hindistan Sınırında Görüldü?
Butan’da kuduzun coğrafi dağılımı, hastalığın yalnızca ülke içindeki köpek popülasyonuyla açıklanamayacağını göstermektedir. Hastalık özellikle Hindistan’la sınırı paylaşan güney bölgelerinde yoğunlaşmış, zaman zaman doğu bölgelerine de sınır ötesi hareketlerle taşınmıştır. Butan’ın risk değerlendirmeleri, Hindistan’ın Assam ve Batı Bengal eyaletleriyle olan geçirgen sınırın ve hayvan hareketlerinin yeniden bulaşma açısından önemli risk oluşturduğunu; serbest dolaşan köpeklerin ise başlıca risk yollarından biri olduğunu ortaya koymuştur. [13]
Burada sınır, yalnızca insanların geçtiği bir çizgi değildir. Serbest dolaşan köpekler sınırın iki tarafında yerleşimler, yollar ve insan hareketlerinin oluşturduğu koridorlar boyunca hareket edebilir. Nitekim Butan’da 2020 yılında sınır bölgesindeki bir köpeğin kuduz taşıması sonucu bir çocuğun yaşamını yitirmesi, sınır ötesi köpek hareketlerinin ve sınır boyunca yürütülen toplu köpek aşılama çalışmalarının önemini yeniden ortaya koymuştur. DSÖ, Butan ile Hindistan arasındaki sınır bölgelerinde yürütülen toplu köpek aşılama faaliyetlerinin yeniden bulaşma riskini azaltan önemli bir unsur olduğunu vurgulamaktadır. [12][13]
Dolayısıyla Butan’daki temel epidemiyolojik soru “Hindistan’dan kuduz geliyor mu?” sorusundan daha geniştir: Virüs sınırdan girebiliyorsa, hangi hayvan popülasyonu aracılığıyla iç bölgelere taşınabilir ve bu popülasyonun bağışıklık düzeyi ne kadardır? Bu bakış açısı, Türkiye’nin özellikle Suriye, Irak ve İran sınırındaki kuduz riskinin değerlendirilmesi açısından doğrudan önem taşımaktadır. [13]
IV. Butan’ın Sınırdaki Çözümü: Bağışıklık Tamponu
Butan’ın bu riske verdiği yanıt, sınır bölgelerini ülkenin geri kalanından farklı bir epidemiyolojik risk alanı olarak tanımlamak olmuştur. Butan’ın ulusal kuduz kontrol planında, Hindistan sınırındaki 51 idari birim yüksek risk bölgesi olarak belirlenmiş; bu bölgelerde sahipli ve serbest dolaşan köpeklerin her yıl aşılanmasıyla bir “bağışıklık tamponu” oluşturulması hedeflenmiştir. Planda yüksek risk bölgesindeki köpek popülasyonunun en az %70’inin her yıllık aşılama kampanyasında bağışıklanması öngörülmüştür. [11]
Bu yaklaşımın mantığı açıktır: Sınırdan virüs girişini tamamen engellemek mümkün değilse, virüsün ülke içine girdiğinde karşılaşacağı duyarlı köpek sayısı azaltılır. Böylece sınır kuşağı yalnızca bir “risk alanı” olmaktan çıkar ve ülkenin iç kesimlerini koruyan ilk epidemiyolojik savunma hattına dönüşür. Butan’da bu yaklaşım, CNVR kapsamında yapılan kısırlaştırma ve aşılama uygulamalarıyla ve yıllık toplu köpek aşılama kampanyalarıyla birlikte yürütülmüştür. [11][13]
Türkiye açısından soru, sınırın fiziksel olarak ne kadar geçirgen olduğundan önce, sınır kuşağındaki köpek popülasyonunun ne ölçüde bağışık olduğudur. Suriye, Irak, İran, Gürcistan ve diğer komşu ülkelerle sınır bölgelerinde; köpek hareketleri, yerel köpek yoğunluğu, aşılama kapsamı, hayvan hareketleri ve kuduz mihraklarının coğrafi dağılımı birlikte değerlendirilmelidir. Türkiye’de Bakanlığın 2025 yılı bütçe sunumunda, kuduz kontrolü kapsamında sınır ve sınıra yakın illerin de içinde bulunduğu 15 ilde aşılama programlarının yürütüldüğü belirtilmektedir. Bu mevcut uygulamalar, sınır kuşağına özgü ve ölçülebilir bir bağışıklık tamponu yaklaşımının geliştirilmesi için önemli bir başlangıç noktasıdır. [16]
V. Mardin: Türkiye’de Sınır Kuşağı Yaklaşımı İçin Önemli Bir Saha Çalışması
Mardin’de yürütülen köpeklerde oral kuduz aşılama çalışmaları bu açıdan özellikle dikkat çekicidir. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 25–28 Kasım 2024’te Mardin il merkezi ve kırsalında, yumurta bazlı aşı yeminin köpekler tarafından kabulünü değerlendiren bir çalışma yapılmıştır. Ardından 1–5 Eylül 2025’te gerçek aşı kapsülleri içeren yumurta bazlı aşı yemleri kullanılarak ikinci bir saha çalışması gerçekleştirilmiş; çalışmaya Şanlıurfa, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Bitlis ve Ağrı’dan veteriner hekimler de katılmıştır. Bakanlık, Güneydoğu Anadolu’da kuduz açısından ana rezervuarın kızıl tilki veya diğer yaban hayatı türleri değil, evcil köpekler olduğunu; oral aşının ise geleneksel enjeksiyonla ulaşılması güç köpeklerde parenteral aşılama için tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirildiğini bildirmektedir. [14][15]
Mardin çalışması Butan modeliyle özdeş değildir ve tek başına bir “bağışıklık tamponu” programı olarak tanımlanmamalıdır. Ancak teknik açıdan önemli bir imkân ortaya koymaktadır: Ulaşılması güç veya serbest dolaşan köpeklerin de bağışıklama kapsamına alınabilmesi. Bu nedenle Mardin’de geliştirilen oral köpek aşılama yaklaşımı, Türkiye’nin yüksek riskli sınır kuşaklarında uygulanabilecek daha geniş bir kuduz kontrol stratejisinin araçlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Butan ile Türkiye arasındaki temel ders şudur: Sınırdan virüs girişini tamamen önleyemiyorsanız, sınırın hemen içinde bağışıklık oluşturun. Ancak Türkiye’de bu yaklaşım, Butan’daki gibi tek bir sınır ülkesine değil; farklı epidemiyolojik özelliklere sahip Suriye, Irak, İran, Gürcistan ve diğer sınır kuşaklarına göre ayrı ayrı tasarlanmalıdır. Amaç yalnızca kaç köpeğin aşılandığını saymak değil, sınır kuşağındaki köpek popülasyonunda sürdürülebilir bağışıklık düzeyini ölçmek ve bu düzeyi yeniden bulaşma riskine göre yönetmektir.
VI. Butan Deneyiminden Türkiye İçin Çıkarılabilecek Dersler
Butan’ın deneyimi, kuduzla mücadelenin tek bir müdahaleye veya yalnızca köpek popülasyonunun azaltılmasına indirgenemeyeceğini göstermektedir. Başarının temelinde; köpeklerin yeterli düzeyde aşılanması, popülasyonun etkin biçimde yönetilmesi, sürveyans ve laboratuvar kapasitesinin güçlendirilmesi, riskli temaslara hızlı müdahale, temas sonrası profilaksinin erişilebilirliği ve insan ile hayvan sağlığı hizmetlerinin birlikte yürütülmesi yer almaktadır. Butan’ın bu yaklaşımı Türkiye’ye doğrudan kopyalanabilecek bir model sunmasa da, farklı epidemiyolojik ve idari koşullara uyarlanabilecek önemli ilkeler ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, Butan deneyiminden Türkiye için çıkarılabilecek başlıca dersler şunlardır.
1. Ders: Kuduzla Mücadele Köpek Sayısını Azaltma Politikasından İbaret Değildir
Kısırlaştırma popülasyonun uzun vadeli yönetimine katkı sağlar; ancak kuduz açısından belirleyici araç, yeterli kapsama ulaşan köpek aşılamasıdır. Kısırlaştırma, aşılama, kayıt, sürveyans, sorumlu sahiplik ve hızlı müdahalenin birlikte yürütülmesi gerekir. [1][13]
2. Ders: Köpekleri Aşılamadan Kuduzu Kontrol Edemezsiniz
DSÖ’ye göre insan kuduzu vakalarının çok büyük bölümü enfekte köpeklerle ilişkilidir. WOAH, riskli bölgelerde köpeklerin en az %70’inin aşılanmasının insan vakalarını sıfıra indirmede etkili olabileceğini belirtmektedir. Butan’ın programının merkezinde kitlesel köpek aşılama yer aldı. Önemli olan yalnızca aşı uygulama sayısı değil, gerçek popülasyonun ne kadarının bağışık olduğudur. [1][3]
3. Ders: Köpek Popülasyonunu Bilmeden Onu Yönetemezsiniz
Butan’da köpek popülasyonu yönetimi kayıt ve izleme ile desteklendi. Türkiye’de PETVET önemli bir altyapıdır; ancak kuduz açısından sahipsiz köpeklerin büyüklüğü, dağılımı, aşılama ve kısırlaştırma durumları da güvenilir biçimde bilinmelidir. [1][13]
4. Ders: Sürveyans Olmadan “Kuduz Bitti” Denilemez
Butan’ın DSÖ doğrulaması yalnızca insan ölümü görülmemesine dayanmadı. Sürveyans, laboratuvar kapasitesi, aşılama kayıtları, PEP, saha uygulamaları ve bilgi sistemleri bağımsız değerlendirmeden geçirildi. “Vaka görülmedi” ile “vaka görülmediğini güvenilir biçimde biliyoruz” aynı şey değildir. [1]
5. Ders: Kuduzla Mücadele Tek Sağlık Yaklaşımıyla Yürütülmelidir
Butan’ın başarısının merkezinde Tek Sağlık yaklaşımı bulunuyor. Sağlık ve tarım-hayvancılık otoriteleri, veteriner hekimler, yerel yönetimler ve toplum birlikte çalıştı. Şüpheli vakalarda insan ve hayvan sağlığı ekipleri ortak saha araştırmaları yürüttü. [1]
6. Ders: Temas Sonrası Profilaksi Güçlü Olmalıdır
Köpek aşılama oranı ne kadar yüksek olursa olsun sıfır risk yoktur. Butan’da yara bakımı, insan kuduz aşısı ve gerekli durumlarda immünoglobulin içeren PEP sisteminin ülke genelinde erişilebilir olması ikinci güvenlik hattını oluşturdu. [1]
7. Ders: Yaban Hayatını da Hesaba Katmak Gerekir
Türkiye’nin epidemiyolojisi Butan’dan farklıdır. Türkiye’de yaban hayatına yönelik oral aşılama ile köpek kaynaklı kuduz kontrolü birlikte değerlendirilmelidir. Bölgesel risk profiline göre farklı stratejiler uygulanması gerekir. [3][6]
8. Ders: Veteriner Hekimliği̇ Programın Merkezinde Tutmak Gerekir
Veteriner hekimler; aşılama, kısırlaştırma, sürveyans, epidemiyoloji, laboratuvar tanısı, risk değerlendirmesi ve saha müdahalesinin bilimsel omurgasıdır. Kuduz programlarında veteriner halk sağlığı yaklaşımının karar alma süreçlerindeki ağırlığı artırılmalıdır. [1]
- Ders: Sınır Riskini Ayrı Bir Epidemiyolojik Alan Olarak Yönetmek Gerekir
Butan deneyimi, sınır bölgelerinin ülkenin geri kalanından farklı bir kuduz risk kuşağı olarak ele alınabileceğini göstermektedir. Türkiye’de de özellikle Suriye, Irak ve İran sınırındaki illerde sınır ötesi hayvan hareketleri, yerel köpek popülasyonu, aşılama kapsamı ve kuduz mihrakları birlikte değerlendirilerek sürdürülebilir bir “bağışıklık tamponu” yaklaşımı geliştirilmelidir. Mardin’deki oral köpek aşılama çalışmaları, ulaşılması güç köpeklerin bağışıklama kapsamına alınması bakımından bu yaklaşım için değerlendirilebilecek tamamlayıcı bir araçtır. [11][13][14][15][16]
10. Ders: Siyasi̇ İrade Ve Süreklilik Olmadan Başarı Kalıcı Olmaz
Butan’ın başarısı on yılı aşan sürdürülebilir yatırım, güçlü ulusal liderlik ve sürekli programlarla mümkün oldu. Türkiye’de de kuduz, dönemsel kampanyalar yerine ölçülebilir hedefleri, finansmanı, sorumlu kurumları ve izleme göstergeleri olan uzun vadeli ulusal bir program olarak ele alınmalıdır. [1]
Kuduzun Tamamen Ortadan Kaldırılması ile Köpek Kaynaklı İnsan Kuduzunun Bir Halk Sağlığı Sorunu Olmaktan Çıkarılması Aynı Şey Değildir
Klasik kuduz virüsünün (RABV) yerli kaynaklı dolaşımının sona ermesi ile köpek kaynaklı insan kuduzunun bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarılması farklı hedeflerdir. Bir ülke köpek kaynaklı insan kuduzundan ari olabilirken yaban hayatında başka lyssaviruslar bulunabilir veya ithal vakalar görülebilir. [1][4][5]
DSÖ, köpek kaynaklı kuduzun Batı Avrupa, Kanada, ABD, Japonya ve bazı Latin Amerika ülkelerinden elimine edildiğini; Avustralya ve birçok Pasifik ada ülkesinin tarihsel olarak köpek kaynaklı kuduzdan ari olduğunu belirtmektedir. WOAH ise klasik rabies virusun bazı ülkelerde sıkı önlemlerle elimine edildiğini ve ülkelerin uygun koşullarda kuduzdan ari statülerini beyan edebildiğini açıklamaktadır. [2][3]
Bu nedenle makalede esas alınan hedef, “ülkedeki bütün lyssavirusları yok etmek” değil, Türkiye’de köpek kaynaklı insan kuduzunu ortadan kaldırmak ve bu başarının sürdürülebilirliğini güvence altına almaktır.
Türkiye İçin 10 Somut Öneri̇
- Ulusal Kuduz Eliminasyon Programı, köpek kaynaklı insan kuduz ölümlerini sıfırlama hedefiyle güçlendirilmelidir.
- İl ve ilçe düzeyinde köpek popülasyonu bilimsel yöntemlerle belirlenmelidir.
- Aşılama, gerçek bağışıklık oranı üzerinden değerlendirilmelidir.
- Kısırlaştırma uzun vadeli popülasyon yönetiminin parçası olmalıdır.
- Sahipsiz hayvanların kayıt ve izleme sistemi güçlendirilmelidir.
- Kuduzla mücadelede Tek Sağlık koordinasyonu kurumsallaştırılmalıdır. Veteriner ve insan sağlığı verileri ortak bir sürveyans altyapısında birleştirilmeli; merkezi ve yerel düzeyde ilgili kurumlar arasında düzenli veri paylaşımı, ortak risk değerlendirmesi ve gerektiğinde ortak saha çalışmaları yürütülmelidir.
- Sınır ve sınıra yakın yüksek riskli bölgeler, ayrı epidemiyolojik risk kuşakları olarak tanımlanmalı ve sürdürülebilir bir “bağışıklık tamponu” stratejisi uygulanmalıdır.
- Ulaşılması güç ve serbest dolaşan köpekler için Mardin’de test edilen oral aşılama gibi tamamlayıcı yöntemlerin etkinliği bilimsel olarak değerlendirilerek yüksek riskli sınır illerine uyarlanmalıdır.
- Bölgesel epidemiyolojiye göre farklı kontrol stratejileri uygulanmalıdır.
- PEP sürekli ve ücretsiz erişilebilir tutulmalıdır.
- Toplum, belediyeler, veteriner hekimler ve sağlık çalışanları sürekli eğitim programlarına dahil edilmelidir.
- Hedefler ve sonuçlar kamuoyuna açık, ölçülebilir göstergelerle izlenmelidir.
Sonuç
Butan’ın başarısından çıkarılacak en önemli ders “köpekleri nasıl kontrol edeceğiz?” sorusundan çok “bir zoonotik hastalıkla nasıl mücadele edilir?” sorusunun cevabıdır.
Butan önce başarısız yöntemleri denedi; köpekleri öldürdü, taşıdı ve topladı. Sonra yaklaşımını değiştirdi. Köpeği düşman olarak değil, yönetilmesi gereken bir hayvan popülasyonu olarak ele aldı. Köpekleri aşıladı, kısırlaştırdı ve izledi; insanlarda temas sonrası korunmayı güçlendirdi; sürveyans sistemini geliştirdi; veteriner hekimleri ve sağlık çalışanlarını aynı program içinde buluşturdu; toplumu sürece kattı ve bunu uzun yıllar sürdürdü.
DSÖ’nün 4 Eylül 2026 tarihli doğrulaması, Butan’da Haziran 2023’ten bu yana köpek kaynaklı insan kuduzu nedeniyle ölüm görülmediğini ve ülkenin yeniden bulaşmayı önleyecek sistemleri sürdürebildiğini ortaya koydu. [1]
Türkiye açısından sonuç açıktır: Kuduzla mücadeleyi köpeklerle mücadeleye indirgemek, hastalığın kendisine ilişkin bütüncül yaklaşımı gözden kaçırmaktır. Kuduz bir zoonozdur; bu nedenle mücadele, insan, hayvan ve çevre sağlığıyla ilgili kurumların ortak hedefler ve ortak veriler üzerinden hareket ettiği bir Tek Sağlık yaklaşımına dayanmalıdır.
Kısacası, kuduzu köpekleri yok ederek değil, kuduz virüsünün bulaşma zincirini kırarak yenebiliriz.
Türkiye açısından bu yaklaşım, özellikle Suriye, Irak ve İran sınır kuşağında kuduz riskinin sınır ötesi hareketler, yerel köpek popülasyonu ve bağışıklık düzeyi birlikte değerlendirilerek yönetilmesi anlamına gelir. Mardin’deki oral köpek aşılama çalışmaları ise bu stratejinin uygulanabilir araçlarından biri olup olmadığı konusunda Türkiye’nin kendi koşullarında veri üretmektedir.
Metin içindeki [1], [2] vb. numaralar aşağıdaki kaynakça listesindeki karşılıklara işaret etmekte olup, üzerine tıklandığında kaynağa ulaşılabilir.
Kaynaklar
- World Health Organization (WHO), “WHO validates Bhutan for eliminating dog-transmitted human rabies”, 4 September 2026.
- WHO, “Epidemiology and burden of rabies”.
- World Organisation for Animal Health (WOAH), “Rabies”.
- WHO, WHO Expert Consultation on Rabies, Technical Report Series No. 1012.
- WOAH, Terrestrial Animal Health Code, Chapter 8.15 – Infection with rabies virus.
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’de Kuduz Hastalığına Karşı Oral Aşılama Projesi.
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, “Mardin’de Köpeklerin Kuduza Karşı Oral Yolla Aşılanması Çalışması”, 11 Eylül 2025.
- TBMM, 7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği, 13 Aralık 2024.
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, 2025 Yılı Bütçe Sunuşu – Kuduz Hastalığının Kontrolü.
- World Organisation for Animal Health (WOAH), Bhutan Rabies Prevention and Control Plan – High Risk Zone / immune buffer.
- WHO, “COVID-19 and rabies: Bhutan highlights the importance of cross-border dog vaccination”, 27 September 2021.
- Frontiers in Veterinary Science, “A Qualitative Risk Assessment of Rabies Reintroduction Into the Rabies Low-Risk Zone of Bhutan”, 2020.
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, “Mardin’de Köpeklerin Yumurta Bazlı Aşı Yemini (Bait) Kabulüne Yönelik Çalışma”, 6 December 2024.
- Rinzin K, Tenzin T, Robertson I. “Size and demography pattern of the domestic dog population in Bhutan: Implications for dog population management and disease control.” Preventive Veterinary Medicine, 2016;126:39–47.
- World Bank, Bhutan – Population, total, 2025: 796,682.
- United Nations Statistics Division, World Statistics Pocketbook 2025 – Bhutan: population 797,000; surface area 38,394 km².
